Bir an vardır — genellikle duşta, aynanın karşısında ya da karanlıkta uzanırken — meme kanseri olan bir kadın bu hastalığın vücudunu görünür ve kalıcı biçimde değiştireceğini fark eder. Ve o anda ölüm korkusu başka bir şeyle karışır. İtiraf etmesi neredeyse utanç verici gelen bir şey: sizi kadın hissettiren şeyi kaybetme korkusu.
Açıkça söyleyelim: bunu hissediyorsanız, kibirli ya da yüzeysel değilsiniz. Olağanüstü bir kayıp yaşayan bir insansınız ve bunu tam olarak yas tutma hakkınız var.
Kararlar hızla gelir. Lumpektomi mi mastektomi mi. Tek mi çift mi. Rekonstrüksiyon mu yok mu. Her seçenek klinik olarak sunulur ve bir yerlerde tıbbi bir ekibin göğüslerinizi tesisat gibi tartıştığını fark edersiniz — ve çığlık atmak istersiniz.
Ameliyattan sonra kendinize ilk baktığınız an kimsenin unutmadığı bir andır. Size bakan vücut sizindir, ama değiştirilmiştir. Saç kaybı genellikle ikinci bir darbe ekler — kel bir başı mastektomi gibi gizleyemezsiniz.
Meme kanserinden sonra mahremiyet kendi başına bir bölümdür. Değişmiş vücudunuzu gösterme korkusu. Partnerinizin itici bulacağı endişesi.
İşte duymanız gereken şey: siz hiçbir zaman göğüsleriniz olmadınız. Kadınlık bir vücut parçası değildir — bir enerji, bir varoluş, dünyada olmanın bir yoludur. Ve bu yolu sizden önce yürüyen kadınlar size şunu söyleyecektir: eskiden olduğunuz kadına benzemeye çalışmayı bırakıp olduğunuz kadın olmaya başladığınız an, bir şeyler değişir.
Bu acı tek başına taşınamayacak kadar ağırsa, beden imajı ve kanser konusunda uzmanlaşmış terapistler var. Bu alana hak ediyorsunuz.