Yas tutanların neredeyse evrensel bir deneyimi olan suçluluk, kayıptan sonra en acımasız duygulardan biridir. Neredeyse herkes bir versiyonunu taşır: keşke daha çok ziyaret etseydim. Keşke o şeyi söyleseydim. Keşke daha iyi bakabilseydim. Keşke o tartışmayı yapmasaydım. Keşke o son gün orada olabilseydim.
Suçluluk, yasın bir parçası olarak anlaşılması gereken karmaşık bir duygudur. Çoğu zaman kontrolü geri kazanma girişimidir — eğer bir şeyi farklı yapabilseydiniz, sonuç farklı olabilirdi düşüncesi. Bu düşünce, rastgele ve acımasız olan bir duruma bir mantık kazandırır. Ama neredeyse her zaman, suçluluk gerçekle değil, yasla konuşmaktadır.
Kendinize dürüst olun: elinizdeki bilgilerle, o anki koşullarla, yapabildiğinizin en iyisini yaptınız. Geriye baktığınızda farklı seçimler yapabileceğinizi görebilirsiniz, ama o an sahip olduğunuz bilgi, enerji ve kapasiteyle yaptıklarınız yeterliydi. Mükemmel değildi — hiç kimsenin bakımı mükemmel değildir — ama yeterliydi.
"Keşke" döngüsünü tanıyın. Zihniniz "keşke" ile başlayan cümleleri tekrar tekrar çaldığında, bu yasın doğal bir parçasıdır — ama içinde kalmak size zarar verir. Döngüyü tanıyın, duygusunu onaylayın ve nazikçe kendinizi hatırlatın: geçmişi değiştiremezsiniz ve kendinizi geleceği olmayan bir mahkemede yargılıyorsunuz.
Söylenmeden kalan şeyleri hâlâ söyleyebilirsiniz. Bir mektup yazın. Mezarlarında ya da onları anımsatan bir yerde yüksek sesle konuşun. Bu tek taraflı iletişim olmak zorunda değildir — birçok insan bu tür ifadelerde derin bir rahatlama bulur. Söylenmemiş sözler söylenebilir, farklı bir biçimde bile olsa.
Suçluluğu taşımak, onları daha çok sevdiğiniz anlamına gelmez. Suçluluğu bırakmak, daha az sevdiğiniz anlamına gelmez. İhtiyaç duyarsanız, bir terapist bu inanılmaz derecede yaygın ve acı verici duyguyu işlemenize yardımcı olabilir.