Bir noktada — tam olarak ne zaman olduğunu bilemediğiniz bir noktada — bir şeyin değiştiğini fark edersiniz. Kahkaha atarsınız ve ardından otomatik suçluluk kontrolü gelmez. Bir film izlersiniz ve iki saat boyunca kaybı düşünmezsiniz. Bir arkadaşla yemek yersiniz ve sohbetin tadını çıkarırsınız. Hayat, kendi ısrarıyla, geri dönmeye başlar.
Bu an — hayatın geri dönmeye başladığı an — birçok insanı korkutur. Çünkü yaşamaya devam etmek, onları unutmak gibi hissedebilir. Gülmek, eğlenmek, yeni bir şeyden heyecan duymak — bunlar yasla uyumsuz görünebilir. Ve bir parçanız, acıyı bırakmanın sevgiyi de bırakmak olduğunu düşünebilir.
Değildir. Asla olmayacaktır.
Hayata dönmek kayıptan ileriye gitmek değildir — kayıpla birlikte ileriye gitmektir. Kaybettiğiniz kişi hayatınızın bir parçası olmaya devam eder. Sadece farklı bir biçimde. Onları fiziksel olarak kaybettiniz, ama size verdikleri her şeyi — anıları, öğrettikleri dersleri, hayatınızı şekillendirme biçimlerini — kaybetmediniz.
Suçluluk geldiğinde, kendinize sorun: onlar ne isterdi? Cevabı zaten biliyorsunuz. Sizi seven birisi, sonsuza kadar acı çekmenizi istemez. Gülebilmenizi, yaşamın tadını çıkarabilmenizi, ilerleyebilmenizi isterler. Hayatınızı yaşamanız, onlara olan sevginizin en güçlü mirası olabilir.
Geri dönüş doğrusal değildir. İyi giden bir günün ortasında aniden bir yas dalgası gelebilir. Bu normal. İyileşme öyle işler — düz bir çizgide değil, dalgalarda. İyi günler artacak ama kötü günler tamamen kaybolmayacak. Ve ikisi de — iyi günler de kötü günler de — sevginizin kanıtıdır.
Kendinize nazik olun. Hayata dönüş için bir zaman çizelgesi yoktur. Başkalarının beklentisi veya toplumun takvimi sizin sürecinizi belirlemez. Hazır olduğunuzda hazır olacaksınız. Ve hazır olmak, unutmak anlamına gelmeyecek.